ÖMER ÖZHAN KIZILTAN

BAŞLARKEN


BAŞLARKEN

Başlarken yazılarını yazmak, yayın hayatına başlayan her gazetenin kendini mecbur hissettiği klasik gereksinimlerden biri. Ben de olmazsa olmaz düşüncesiyle böyle bir makaleyi yazma gereksinimi duydum.

 

Yerel gazetecilik, gazeteciliğin ötesinde bir şeydir. Hatta gazeteciliğin Vietnam’ıdır denilebilir. Belki de en zoru her gün karşılaştığınız insanları yeri geldiğinde rahatsız edebilecek kadar bağımsız hissetmektir kendinizi.

 

Küçücük bir kasabanın size verdiği yerel gazeteci kimliği içinde ön yargılar ve peşin kabullenişler vardır. Özellikle de sizden öncekilerden kalan “gazeteciye bakış” vardır içinde. 

Eğer yerelde gazetecilik yapmaya karar vermişseniz bu miras yapışır yakanıza.

Dahası, çektiği meşakkat ve harcadığı emek karşılığında beş para kazanmadan şehrin sokaklarını arşınlamak.

Bunları düşünürken, sabahın erken saatinde çöp arabasının arkasından el sallayan bir işçiyi gördüm “abi kadroyu aldık” diyor. Hiç tanımadığın insanlardan selam almak, gittiğin yerde yazdıklarımdan etkilenen birini tanımak…

Bunlar yerel gazeteciliğin olumsuz yönlerini unutturuyor insana…

Aldığımız tehditler, arkamızdan yediğimiz küfürler o sevgi selinin içinde boğulup gidiyor. Ne yorgunluk kalıyor geriye ne de o haberleri yapabilmek için karşılaştığımız zorluklar.

Başlarken, bir gazetecinin sahip olması gereken en önemli duygunun vicdan olması gerektiğinin bilinciyle sessiz çoğunluğun sesi, gözü kulağı olmak istediğimizi dosta düşmana duyurmakta yarar var.

Bu iş parayla değil vicdanla yapılıyor azizim.

O vicdan ki, çoğu zaman bizi dertten derde sokan,

O vicdan ki başımızı hep dik tutan.